27 Kasım 2015 Cuma

Şırnak - Siirt Yol Notları - 2

Haberli Köyü’nde tanıştığım Gebro ve Corç Tok kardeşlerle birlikte yola koyulup biraz sonra Öğündük Köyü sapağına varıyoruz. Tabelayı görünce “Midın da nesi?” demişim. Gebro güldü. “Defalarca söyledik yetkililere Midin diye ama değiştirmediler, doğrusunun yazılması lazım, Midın olur mu hiç?” dedi.



Öğündük (Midin / Midun) köyü Haberli’ye göre çok daha büyük. Köyün etrafına geniş tarla ve bağlar yayılmış. Toprak yapısı bana sanki Turabdin bölgesinin diğer taraflarından daha elverişli gibi geldi.

Bu köy de Haberli gibi yalnızca Süryanilerin yaşadığı bir köy ve 50-55 ailesi ve 300 kişiye yaklaşan nüfusuyla Turabdin’in en büyük Hıristiyan köylerinden biri. 

Suruçlu Mor Yakup adına yapılmış kilisede Gebro ve Corç Tok’un babaları papaz Melke Tok’un mezarının önünde fotoğraflarını çektim.


Mor Yakup Kilisesi’nin bugünkü görünümünün, çeşitli saldırılar sonrası gerçekleştirilen yenileme evreleri sonucu olduğunu biliyoruz.
Kilisede tadilat çalışmaları sürüyordu ben gittiğimde.



Malfono (öğretmen) Favlus’la biraz sohbet ettik.


Daha sonra Gebro ve Corç babalarının kilisedeki bir fotoğrafını aldılar ve birlikte papaz Şemun’un evine gittik. Orada bizi büyük bir dostluk ve sevgiyle karşıladılar. Avluda çay, kahve ve çeşitli ikramlar eşliğinde uzun uzun sohbet ettik. Yurt dışından gelenler vardı, misafirler hiç eksik olmadı. Beş dakika geçmiyordu ki, köyden biri girmesin avluya. Papaz Şemun’un karısı bana kilise takvimi hediye etti. İsviçre’de yaşayan akrabalarıyla da Almanca sohbet epey koyulaştı. Fotoğraflar çekildi.



Artık herkes için gitme zamanıydı. Gebro ve Corç köyde kalacaklardı ama işleri vardı. Ben de yola devam etmeliydim. Daha İdil’e uğrayacak ve Cizre’ye gidecektim. Papaz Şemun bize arabaya kadar eşlik etti ve o kısacık yolda da rastladığımız insanlarla kısa ama harika sohbetler ettik.


En sonunda herkesle vedalaşıp yola koyuldum. Yolda göçerlerin sürülerinin karşıdan karşıya geçmelerini seyretmek çok büyük bir keyifti. Hele üzerinde son moda bir blue jean olan çobanı ağzım açık vaziyette seyredişime kendim de güldüm sonradan. Neden şaşırmıştım ki?


Aslında Turabdin bölgesinin dışında kalan ve eski adının önceleri Dicle kıyısındaki Cizre için kullanılan Beth Zabday olduğu sanılan Azak (İdil), Midin’in doğusunda, anayol üzerinde. Eskiden Mardin’e bağlıydı, şimdi ise Şırnak’a. 


Oldukça büyümüş ve çok çarpık bir şekilde gelişme gösteriyor ne yazık ki, her yerde olduğu gibi burası da. Eski bir Hıristiyan yerleşimi olan İdil’de (kilisedekiler dışında) başka Hıristiyan var mı bilmiyorum.

Günümüze gelebilmiş olan Meryemana Kilisesi’nin kapısını defalarca boşuna çaldım. Nedense kimse yoktu. Üstelik henüz öğlen olmamıştı ve kapıdaki tabelaya göre ziyaret saatiydi. Papaz Gabriel Keçe’yi görürüm, iki sohbet ederiz diye boşuna umutlanmışım. Sokağın bir ucunda oynayan çocukların yanına gittim ve sordum, onlar da şaşırdılar, kilisede birileri vardır dediler ve ben de geri dönüp defalarca çaldım yine kapıyı, açan olmadı. Kilisenin arka tarafına dolanıp içeri baktım, hiç hayat belirtisi yoktu. Belli ki, bir yerlere gitmişti papaz ve başka her kim varsa ve ben şansıma küsüp Cizre’ye gitmeliydim.



Arabaya binmek için geri döndüğümde bir süre biraz önce konuştuğum çocukların oyun oynayışlarını izleyip, “İdil’de çocuk olmak” dedim içimden.




Gülümsedim. Neleri yitirdiğimizi düşündüm...

Arabaya binip anayola çıktım Cizre’ye doğru...

(22 Mayıs 2014 tarihli yazımdır)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder