Batman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Batman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2015 Cuma

Şırnak - Siirt Yol Notları - 7 (Son)

Son gün oldukça az zamanım vardı ve doğru kullanmalıydım. Mardin'e dönmem gerekiyordu. Hızla yola koyulmadan önce Siirt'te dolaştım biraz.

İlk olarak Siirt Ulucamii'ne uğradım. 1129 yılına tarihlenen cami Selçuklu Sultanı Mugizüddin Mahmut tarafından yaptırılmış. İnanılmaz derecede hoş bir camidir bu. Son yıllarda yapılan restorasyonlarla biraz değişikliklere uğradı ve güzelleşmedi. Minaresinin eksik kısımları tamamlandı. Minaresi çini işlemelerle süslüdür, hem de firuze çiniler. Caminin Ankara Etnoğrafya Müzesinde sergilenen minberi ise harika güzellikte ağaç oyması örneklerindendir.



Cumhuriyet Camii'nin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemekte ve caminin içindeki hücrede Hz. İsa'nın havarilerinden Yahova'nın yattığı düşünülmektedir. Kesinlikle çok eski bir ziyaretgâhdır.


Siirt'e yolunuz düşerse çarşıya da biraz vakit ayırın. Eskiden daha güzeldi ama hâlâ eski çarşı bölgesi biraz da olsa korunuyor. Çok enteresan detaylarla karşılaşacağınıza eminim. En azından bir çay içecek zaman ayırın kendinize ve biraz dolaşın.





Yol üstünde Veysel Karani Türbesi'ne de uğradım. 

Veysel Karani aşkın, anne sevgisinin ve doğruluğun simgesidir. Annesine olan sevgisi ve peygamber aşkının karşılığını, Hz. Muhammed'in ölümünden sonra vasiyeti gereği hırkasının kendisine verilmesiyle alır. Bu hırka günümüzde Fatih'teki Hırka-i Şerif Camii'nde sergilenmektedir.



Yol üstünde Kozluk'a uğradım. Oradaki dostlarla buluştuk. Kozluk İbrahim Bey Camii'nde Batman televizyonunun bir çekimi vardı. Ben de gittim ve bu vesileyle camiyi gezdim.

Caminin kitabesine göre burası 1705 yılında Garzan Aşireti'nden Murtaza Bey oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır.


Caminin minaresi beş kenar bir kaide üzerine inşa edilmiş ve çok zarif bir taş işçiliği var.


Minaredeki güneş saati görmeye değer. Çok zarif ve güzel.


Biliyor musunuz, ben caminin minaresine çıktım. Çok zevkli bir deneyimdi. Zor işmiş ama gerçekten. Çift merdivenli (yani çift yollu) bir minare bu. Aşağıdaki fotoğrafta görünen sol taraftaki merdivenden çıkıp indim. Sağ taraftaki kullanılmıyormuş. Kapısı da kapalıymış.


Minarenin tepesinde epey zaman geçirdim. Çok korktum ilk başta, sonra bayıldım, şerefede dolaşıp durdum. İşte size minareden bir görüntü: Kozluk (Hezo) Kalesi.


Bu kale MS 416 yılında Pers Hanedanı için dini bir merkez olarak bu kayalık tepeye inşa edilmiş. Burası zaman içinde İpekyolu'nun önemli noktalarından biri olunca MS 639 yılında İyaz bin Ganem komutasındaki Müslüman orduları tarafından ele geçirilmiş.

Sonunda beni zorla da olsa minareden indirebildiler. Batman televizyonu için yapılan çekimleri seyretmeye gittim. Hafif bir yağmur başladı ve koştura koştura Kozluk mezarlığını inceledim dostlarla. Bence bu mezarlar Ezidi mezarları.




Kozluk'tan ayrılıp Mardin'e dönmeden önce Civan Değer benimle de söyleşi yaptı. Konu profesyonel turist rehberliği, yörede turizm ve 2014 Mayıs sonunda benim rehberliğini yapacağım ve Batman - Siirt - Şırnak bölgelerini kapsayan kültür gezisiydi...


Bu topraklara yeniden dönmek üzere dostlarla vedalaşıp Mardin'ime doğru yola koyuldum, yanıma kâr kalan harika deneyimler ve gönlümde yepyeni dostlar ve dostluklarla...

Darısı başınıza...

(28 Mayıs 2014 tarihli yazımdır)

Şırnak - Siirt Yol Notları - 2

Haberli Köyü’nde tanıştığım Gebro ve Corç Tok kardeşlerle birlikte yola koyulup biraz sonra Öğündük Köyü sapağına varıyoruz.



Öğündük (Midın / Midun) köyü Haberli’ye göre çok daha büyük. Köyün etrafına geniş tarla ve bağlar yayılmış. Toprak yapısı bana sanki Turabdin bölgesinin diğer taraflarından daha elverişli gibi geldi.

Bu köy de Haberli gibi yalnızca Süryanilerin yaşadığı bir köy ve 50-55 ailesi ve 300 kişiye yaklaşan nüfusuyla Turabdin’in en büyük Hıristiyan köylerinden biri. 

Suruçlu Mor Yakup adına yapılmış kilisede Gebro ve Corç Tok’un babaları papaz Melke Tok’un mezarının önünde fotoğraflarını çektim.


Mor Yakup Kilisesi’nin bugünkü görünümünün, çeşitli saldırılar sonrası gerçekleştirilen yenileme evreleri sonucu olduğunu biliyoruz.
Kilisede tadilat çalışmaları sürüyordu ben gittiğimde.



Malfono (öğretmen) Favlus’la biraz sohbet ettik.


Daha sonra Gebro ve Corç babalarının kilisedeki bir fotoğrafını aldılar ve birlikte papaz Şemun’un evine gittik. Orada bizi büyük bir dostluk ve sevgiyle karşıladılar. Avluda çay, kahve ve çeşitli ikramlar eşliğinde uzun uzun sohbet ettik. Yurt dışından gelenler vardı, misafirler hiç eksik olmadı. Beş dakika geçmiyordu ki, köyden biri girmesin avluya. Papaz Şemun’un karısı bana kilise takvimi hediye etti. İsviçre’de yaşayan akrabalarıyla da Almanca sohbet epey koyulaştı. Fotoğraflar çekildi.



Artık herkes için gitme zamanıydı. Gebro ve Corç köyde kalacaklardı ama işleri vardı. Ben de yola devam etmeliydim. Daha İdil’e uğrayacak ve Cizre’ye gidecektim. Papaz Şemun bize arabaya kadar eşlik etti ve o kısacık yolda da rastladığımız insanlarla kısa ama harika sohbetler ettik.


En sonunda herkesle vedalaşıp yola koyuldum. Yolda göçerlerin sürülerinin karşıdan karşıya geçmelerini seyretmek çok büyük bir keyifti. Hele üzerinde son moda bir blue jean olan çobanı ağzım açık vaziyette seyredişime kendim de güldüm sonradan. Neden şaşırmıştım ki?


Aslında Turabdin bölgesinin dışında kalan ve eski adının önceleri Dicle kıyısındaki Cizre için kullanılan Beth Zabday olduğu sanılan Azak (İdil), Midin’in doğusunda, anayol üzerinde. Eskiden Mardin’e bağlıydı, şimdi ise Şırnak’a. 


Oldukça büyümüş ve çok çarpık bir şekilde gelişme gösteriyor ne yazık ki, her yerde olduğu gibi burası da. Eski bir Hıristiyan yerleşimi olan İdil’de (kilisedekiler dışında) başka Hıristiyan var mı bilmiyorum.

Günümüze gelebilmiş olan Meryemana Kilisesi’nin kapısını defalarca boşuna çaldım. Nedense kimse yoktu. Üstelik henüz öğlen olmamıştı ve kapıdaki tabelaya göre ziyaret saatiydi. Papaz Gabriel Keçe’yi görürüm, iki sohbet ederiz diye boşuna umutlanmışım. Sokağın bir ucunda oynayan çocukların yanına gittim ve sordum, onlar da şaşırdılar, kilisede birileri vardır dediler ve ben de geri dönüp defalarca çaldım yine kapıyı, açan olmadı. Kilisenin arka tarafına dolanıp içeri baktım, hiç hayat belirtisi yoktu. Belli ki, bir yerlere gitmişti papaz ve başka her kim varsa ve ben şansıma küsüp Cizre’ye gitmeliydim.



Arabaya binmek için geri döndüğümde bir süre biraz önce konuştuğum çocukların oyun oynayışlarını izleyip, “İdil’de çocuk olmak” dedim içimden.




Gülümsedim. Neleri yitirdiğimizi düşündüm...

Arabaya binip anayola çıktım Cizre’ye doğru...

(22 Mayıs 2014 tarihli yazımdır)

Şırnak - Siirt Yol Notları - 1

HABERLİ (Bsorino / Beth Sbirino / Basibrin) KÖYÜ

Nisan ayının sonlarında yoğun Güneydoğu Anadolu maratonumun arasında birkaç gün nefes alacak vakit bulduğumda arabaya atlayıp Mardin’in doğusuna çevirdim yüzümü.


İlk durağım Mor Gabriel Manastırı’nın doğusunda, Midyat – Cizre yolu üzerindeki Haberli Köyü idi.

Haberli tabelasını görünce, ana yoldan sapıp, bodur ağaçlıklar ve bağlar arasından köye ulaştıran bir yola giriliyor.


Yol biraz sonra bir dağ sırtına yerleşmiş ve insana huzur veren görüntüsüyle karşınıza çıkıveriyor.

Sessizlik, sakinlik beş dakika içinde tüm yorgunluğunuzu, her türlü derdinizi, negatiflikleri unutturacak güzelliğiyle birleşiveriyor köyün.


Köyün tepe noktasında, etrafı köşelerinde savunma amaçlı kulelerin yer aldığı yüksek duvarlarla çevrilmiş bir kilise ile karşılaşıyorsunuz.


Mor Dodo Kilisesi. MS 7. yüzyıla tarihlenen bu kilisenin geniş avlusuna dar ve korunaklı bir kapıdan giriliyor. Ferah mekânlı kilise orada gömülü olan Mor (aziz) Dodo'ya adanmış.





































Köyde çok güzel dostluklar kurdum bu gidişimde. Merhum papaz Melke Tok’un kızı Sara beni büyük bir dostlukla karşıladı. Kendisi köyün papazı Saliba’nın eşi. O gün papaz Saliba yoktu ama Sara Hanım’ın kardeşleri, torunu, gelini ve rahmetli Melke Tok’un eşi anaları Gazal Hanım oradaydı.


Kardeşleri Almanya’da yaşıyorlar ve devamlı köye geliyorlarmış. Sara Hanım’ın kardeşleri Gebro ve Corç ile bayağı bir sohbet ettik. Bana köyü gezdirip, hiç bıkıp usanmadan sorularımın hepsini cevapladılar.


Köy Turabdin Bölgesi’ndeki hemen tüm köyler gibi bir Süryani köyü ve bu köyün nüfusunun tamamı Süryani. Köyde 30 aile varmış. “Kaç kişi tam olarak nüfus?” diye sorduğumda, kardeşlerden Corç “sen her zaman ortalama aile başı beşle çarp” dedi gülerek.

Köye gelirken yolda tam köyün girişindeki mezarlığın yanına yapılmış olan yeni kilise dikkatimi çekmişti, onu sorduğumda, bu yeni kilisenin çok gerekli olduğunu, mezarlık alanın köyün epey dışında kalması nedeniyle defin işlerinde zorlandıklarını ve o nedenle Mort (azize) Şmuni adına bir kilise kurulduğunu söylediler. Düşündüm ve çok mantıklı geldi. Mezarlık alan gerçekten de epey bir yürüme mesafesinde, derli toplu ve güzel görüntüsü olan bir çözüm bulmuşlar.

Kardeşler bana köyde bir bina gösterdiler, "Mor Qawme - 25 Aziz" dediler adına da. Değişik azizlerin günleri burada kutlanıyormuş. Eğer bilgilerim beni yanıltmıyorsa eskiden bu köy ve civarında toplamda 25 kilise olması gerekir, buradan kalan bir şey olsa gerektir bu diye düşünüyorum.


Etrafa bakmak için biraz yürüdük köyde. Oldukça hoş, bozulmamış dokusuyla çok etkiledi beni. Köyün tepesinde, Mor Dodo Kilisesi yakınlarında bir inşaat alanında çalışan işçilere çay götüren genç bir çocuğa rastladım ve sevinçten havalara uçtum adeta. Çok sevdiğim ve şu anda İngiltere’de öğrenimini sürdürmekte olan rahiplerden Saliba Er’in kardeş İbrahim’di rastladığım bu genç. Bu köy de sevgili Saliba Er’in köyü. Akşam işim bitip de otelime varınca ilk işim Facebook’tan Saliba’yla yazışıp kardeşinin fotoğrafını paylaşmak oldu.


Bu köyün konumu tarihte de çok önemli. Dört kapısı olan ve İstanbul – Bağdat arasındaki yollar üzerinde vergi alınan önemli bir kontrol noktası aslında.

Köyün 2km kadar dışında bir de Mor Barsavmo Manastırı var.

Papaz Saliba’nın hanımı Sara, annesi Gazal Hanım, kardeşleri Gebro ve Corç’la evde uzun uzun sohbet edip çay içtik. Daha sonra benim yol üzerinde bir sonraki durağım olan Öğündük (Midin) Köyü’ne gitmeleri gerektiğini söyleyen Gebro ve Corç’u arabayla o köye götürdüm. Sağ olsunlar bana tüm köyü gezdirip, papazın evine götürdüler ve orada da uzun ve keyifli çay sohbetimiz sürdü. Öğündük Köyü maceramı da bir sonraki yazıya bırakıyorum.

(12 Mayıs 2014 tarihli yazımdır)